Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

SATRANÇ TAHTASINDA SON PERDE: BOP, ARZ-I MEVUD VE TÜRKİYE’NİN “ÇELİK ÇEKİRDEK” STRATEJİSİ

Türkiye İçin Yol Haritası: “Aktif Tarafsızlık “tan “Bölgesel Liderliğe”

Türkiye İçin Yol Haritası: "Aktif Tarafsızlık “tan "Bölgesel Liderliğe"

M. Kürşad YÜKSELCAN

​Bugün Ortadoğu’da tanık olduğumuz manzara, aleladü bir bölgesel çatışma veya geçici bir gerilim hattı değildir. Karşımızda, bir asır önce haritaları cetvelle çizenlerin, bugün o haritaları kanla ve teknolojiyle yeniden formatlama girişimi var. 1 Mart 2026 itibarıyla İran semalarından yükselen dumanlar ve bölgedeki sarsıntı, iki devasa doktrinin; ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile İsrail’in teo-politik Arz-ı Mevud (Vadedilmiş Topraklar) hedefinin kesişme noktasında durduğumuzu gösteriyor.

​İki Doktrin, Tek Hedef: Parçalanmış Bir Coğrafya

​ABD’nin 2000’lerin başında “demokrasi getirme” makyajıyla sunduğu BOP, bugün maskelerinden tamamen arınmış durumda. Projenin asıl hedefinin, bölgedeki ulus devletleri mikro-kimliklere ayırarak yönetilebilir, istikrarsız ve dışa bağımlı bir “kent devletçikleri” yumağı oluşturmak olduğu artık bir sır değil.

​Ancak bu resmin daha derin ve teolojik bir katmanı var: Arz-ı Mevud. İsrail’in aşırı sağcı hükümetleri tarafından artık kapalı kapılar ardında değil, haritalar üzerinde açıkça telaffuz edilen bu doktrin, Nil’den Fırat’a uzanan bir hegemonya alanını işaretliyor. İran’ın nükleer tesislerinin vurulması ve bölgedeki direniş hatlarının birer birer tasfiye edilmesi, sadece bir güvenlik ihtiyacı değil, bu kadim “vadedilmiş” coğrafyanın önündeki engellerin temizlenmesi operasyonudur.

​İran-İsrail Çatışması: Bir “Kuyruklu Yıldız” Etkisi

​İran ile yaşanan sıcak çatışma süreci, bölgedeki tüm dengeleri altüst eden bir “kuyruklu yıldız” etkisi yaratıyor. İran’ın bölgesel vekil güçlerinin zayıflaması ve doğrudan devlet kapasitesine yönelik saldırılar, bölgede devasa bir güvenlik vakumu oluşturuyor. Bu vakum, maalesef barışla değil, daha büyük bir iştahla doldurulmak isteniyor. Eğer İran içsel bir çöküşe sürüklenirse, bu durumun yaratacağı mülteci dalgası ve terör koridoru riskleri doğrudan Türkiye’nin kapısına dayanacaktır.

​Peki, bu ateş çemberinin ortasında Türkiye ne yapmalı? Hamasetle değil, rasyonel bir jeopolitik akılla hareket etme vaktidir.

​Terör Koridoruna Geçit Yok: Suriye ve Irak’ın kuzeyinde oluşturulmak istenen “uydu devletçiklere” karşı askeri ve siyasi baskı en üst düzeyde tutulmalıdır. Bu, sadece bir terörle mücadele değil, Arz-ı Mevud’un kuzey hattını kesme stratejisidir.

​Dengeleyici Güç Rolü: Türkiye, İran’ın tamamen istikrarsızlaşmasının bölgesel bir felaket olacağını Batı’ya anlatırken, aynı zamanda bölge ülkeleriyle (Mısır, Suudi Arabistan, BAE) “Güvenlik Mimarisi” odaklı yeni bir ittifak zemini kurmalıdır.

​Savunma Sanayii ve Caydırıcılık: 2026 dünyasında sadece haklı olmak yetmiyor, güçlü olmak şart. Mavi Vatan’dan Gök Vatan’a kadar uzanan savunma doktrini, yerli ve milli teknolojiyle tahkim edilerek, “Türkiye ‘siz bir denklem kurulamaz” imajı sahada tescillenmelidir.

​Yumuşak Güç ve Diplomasi: Ankara, bölgedeki tüm aktörlerle konuşabilen tek merkez olma özelliğini korumalıdır. Ancak bu diyalog, bir “arabuluculuk” hevesinden ziyade, Türkiye’nin kırmızı çizgilerini dayatan bir “düzen kurucu” iradeyle yürütülmelidir.

​Sonuç

​Tarih, sadece izleyenleri değil, müdahale edenleri yazar. BOP ve Arz-ı Mevud projeleri, Türkiye’nin bekasına yönelik en büyük jeopolitik meydan okumadır. Bizim stratejimiz ne Batı’nın uydusu olmak ne de Doğu’nun macerasına kapılmaktır. Bizim yolumuz, *”Türkiye Eksenidir. Bu eksen, Anadolu’yu bir kale gibi savunurken, hinterlandında barış ve istikrarı tesis edecek tek gerçekçi seçenektir.