
Liyakat kavramı toplumumuzda çoğu zaman “işi ehline bırakmak” şeklinde ifade edilmektedir. Bu önemli kavram, hak ve adalet anlayışının tamamlayıcısıdır. Bir spor insanı olarak, spor camiasında liyakatin ne kadar önemli olduğunu dilimin döndüğünce anlatmak isterim.
Spor dünyasında öncelik; vatanına, milletine ve bayrağına bağlı, ahlaklı, disiplinli ve kendini her alanda geliştirmeyi hedefleyen bireylerin yetişmesidir. Başarıya ulaşabilmek için yöneticilerin, idarecilerin, spor eğitmenlerinin ve antrenörlerin kendi alanlarında uzman, donanımlı ve adil kişiler olması gerekir. Çünkü spor yalnızca fiziksel başarı değil; aynı zamanda karakter, disiplin ve milli bilinç kazandıran önemli bir eğitim alanıdır.
Liyakatin olmadığı yerde ise liyakatsizlik ortaya çıkar. Bu durum, geleceğimizin teminatı olan gençlerin yanlış yönlendirilmesine ve umutsuzluğa sürüklenmesine neden olur. Liyakatsizliğin hâkim olduğu ortamlarda torpil ve kayırmacılık ön plana çıkar. Torpilin olduğu yerde hak ve adalet zedelenir; hak ve adaletin olmadığı yerde ise gerçek başarıdan söz edilemez. Bunun sonucunda başarısızlık, çürümüşlük ve kurumsal çöküş kaçınılmaz hale gelir.
Asıl üzerinde durulması gereken konu, toplumda liyakatli ya da liyakatsiz insanların sayısından çok; liyakat sahibi insanların, karşılarına çıkan her türlü engele rağmen doğruları savunarak başarıya ulaşabilmeleridir. Çünkü gerçek gelişim ve kalıcı başarı ancak bilgi, emek, dürüstlük ve adaletle mümkündür.
Sonuç olarak liyakat yalnızca spor camiasında değil, devletin tüm kurum ve kuruluşlarında temel ilke olmalıdır. Güçlü bir toplum ve başarılı bir gelecek ancak ehil insanların görev aldığı, hak ve adaletin esas alındığı bir sistemle mümkündür.
Bu vesileyle tüm okuyucularımızın Kurban Bayramını kutlarım ve huzurlu bir bayram geçirmenizi temenni ederim.
