
“Toplanın, biraz sohbet edelim”
Bazen bir olay olur, Tam şimdi bunu yazmalıyım derim Ama bilgisayarın başına oturduğumda bambaşka bir yazı çıkar ortaya. Bakalım kalem kâğıda ne dökecek?
Ülke ve dünya gündemi Hele ki kadınlara dair meseleler ilgi alanıma giriyor.
Okuyucu dostlarım bazen “Gündemle ilgili yazsana” diyor. Ama düşünüyorum da…
Zaten herkesin dilinde olan konular hakkında benim de konuşmama gerçekten gerek var mı?
Savaşları bilmeyen mi var?
Ekonomiyi, pazar fiyatlarını, benzini konuşmayan mı kaldı?
Ünlülerin başına gelenleri, siyasetin güven kaybını duymayan mı var?
Herkes her şeyi biliyor gibi.
Belki de eksik olan, bilmek değil… hissetmek.
Benim payıma da gülümseme, gülümsetme düştü. Bazen de gülümsemenin altına sakladığımız kırgınlıkları, yorgunlukları konuşuyoruz. Belki de en çok buna ihtiyacımız var.
Bugün Gülseren’in bana verdiği papatyalar…
O sımsıcak sarılma…
İki damla gözyaşı…
Sonra bir anda, “Siz ne konuşuyorsunuz?” diye merak edip sohbete katılmak isteyen diğer arkadaşlar…
Küçük anlar, büyük duygular.
Bir başka gün, kadınlarla sohbet ederken Zeynep’in üç yaşındaki oğlunun papatyaları sadece bana vermesi…
Küçücük bir jest, kocaman bir mutluluk.
Birisi bana “Sen çok pozitifsin” dediğinde ona sarıldığım da ağlaması ve “Aslında ben çok negatif bakıyorum” demesi…
O an anlıyorsun ki, herkesin içinde görünmeyen bir hikâye var.
Belki de bizim o “sohbet” dediğimiz şey, aslında birbirimize iyi gelme hâli.
Konuşmak, paylaşmak.
İşte tam o an içimden geçen cümle:
“Çatma yârim kaşlarını…”
Ne yapabiliriz, ne yapmalıyız diye konuşurken fark ediyor insan;
Bazen dünyayı değiştirmek değil, bir insana dokunabilmek yetiyor.
Belki de hayat tam olarak böyle akıp gidiyor.
Küçük sohbetlerde, içten sarılmalarda, bir demet papatyada…
Ve biz, o anların içinde iyileşiyoruz.
AYDAN KURT
