
Hüseyin Dursun
Katip Çelebi Üniversitesi
Öğretim Üyesi
AKSAÇLILA Yüksek İstişare Kurulu Üyesi
Bu topraklar sıradan bir coğrafya değildir. Türkiye, haritalar üzerinde çizilmiş sınırların ötesinde; şehitlerin kanıyla yoğrulmuş, gazilerin dualarıyla yükselmiş, anaların gözyaşlarıyla sulanmış mukaddes bir emanettir. Bu vatanın her karışında bir yiğidin hatırası, her taşında bir kahramanın nefesi, her dağında bir sancaktarın ayak izi vardır. Bu sebeple Türkiye yalnızca üzerinde yaşadığımız bir ülke değil; uğruna yaşanacak, uğruna mücadele edilecek ve gerektiğinde uğruna can verilecek son vatandır.
Anadolu’nun ufuklarına bakıldığında yalnızca dağlar, ovalar ve şehirler görülmez. Malazgirt’in at kişnemeleri duyulur. İstanbul’un fethinde yükselen tekbirlerin yankısı hissedilir. Çanakkale’de toprağa düşen Mehmetçiklerin son nefesleri kulaklarda çınlar. Sakarya’nın rüzgârında bağımsızlık aşkı eser. Dumlupınar’ın ufkunda hürriyetin kızıl şafağı görünür. Bu nedenle Türkiye, sadece bugünün insanlarının değil, bin yıllık bir medeniyet yürüyüşünün yaşayan mirasıdır.
Bu aziz vatanın semalarına her baktığımızda dalgalanan al bayrak, bize yalnızca bir devletin sembolünü göstermez. O bayrağın kırmızısında şehitlerin mübarek kanı vardır. Hilalinde İslam’ın asırlardır süregelen nuru parlar. Yıldızında ise milletimizin istiklal sevdası ışıldar. Bayrak gönderde dalgalandıkça, tarih bize sessizce şunu fısıldar: “Bu emanet kolay kazanılmadı.”
Türkiye, dünyanın birçok ülkesinden farklı olarak yalnızca siyasi bir birlik değildir. O, aynı zamanda bir gönül coğrafyasıdır. Balkanlar’dan Kafkaslar’a, Kudüs’ten Türkistan’a, Kerkük’ten Bosna’ya kadar milyonlarca mazlumun umut bağladığı bir sığınaktır. Nice mazlum gözünü bu topraklara çevirdiğinde adalet görür, merhamet görür, kardeşlik görür. Çünkü bu millet, tarih boyunca yalnız kendi huzurunu değil, insanlığın vicdanını da korumaya çalışmıştır.
Bu yüzden
Bir insanın uğruna can vereceği değerler vardır. Kimisi serveti için yaşar, kimisi makamı için mücadele eder. Fakat bazı değerler vardır ki onların yanında dünya nimetleri bir gölge gibi kalır. Vatan da işte böylesine kutsal bir değerdir. Çünkü vatansız kalan bir millet, köksüz kalmış bir çınara benzer. Dalları kurur, yaprakları savrulur, gölgesi kaybolur. Oysa vatanını koruyan milletler, tarih sahnesinde dimdik ayakta kalır ve gelecek nesillere onurlu bir miras bırakır.
Bugün Anadolu’nun dağlarında esen rüzgârlar, sanki geçmişten bugüne uzanan bir dua taşımaktadır. O dua şudur: “Ey Rabbimiz! Bu aziz yurdu kıyamete kadar muhafaza eyle.” Çünkü bu topraklar yalnızca taş ve topraktan ibaret değildir. Burada secdeye kapanmış alınların izi vardır. Burada Kur’an sesleriyle aydınlanan minareler vardır. Burada ezanla uyanan şehirler, salâlarla hüzünlenen ufuklar vardır. Burada iman vardır, tarih vardır, medeniyet vardır.
Ve gün gelir de bir tercih yapmak gerekirse; makam mı, vatan mı; servet mi, vatan mı; rahat mı, vatan mı diye sorulursa, bu milletin evlatları tereddüt etmeden aynı cevabı verecektir: “Vatan.” Çünkü biliriz ki vatan giderse ne ezan kalır, ne bayrak kalır, ne de özgürce yaşayabileceğimiz bir yurt kalır.
İşte bu yüzden Türkiye uğruna can verilecek son vatandır. Çünkü o, ecdadın kanıyla mühürlediği, şehitlerin emanet bıraktığı, gelecek nesillerin ise namus bilip koruyacağı kutlu bir yuvadır. Rabbim bu aziz millete bir daha istiklal mücadelesi vermek zorunda bırakmasın. Al bayrağımızı semalardan indirmesin, ezanlarımızı minarelerden susturmasın, bu mukaddes vatanı kıyamete kadar hür, güçlü ve aziz kılsın.
Âmin.
