Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

LİBYA KARARI: TÜRKİYE’NİN DOĞU AKDENİZ’DE STRATEJİK KAZANIMI

Altı yıl sonra gelen karar: Libya’nın doğusundan yükselen stratejik mesaj

Altı yıl sonra gelen karar: Libya’nın doğusundan yükselen stratejik mesaj

DR.ÖĞRETİM ÜYESİ HÜSEYİN DURSUN

Libya Temsilciler Meclisinin yıllar sonra Türkiye ile yapılan mutabakata ilişkin tutumunu değiştirmesi, yalnızca iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler bakımından değil; Doğu Akdeniz’deki egemenlik mücadeleleri, Kuzey Afrika’nın siyasi geleceği, enerji jeopolitiği ve küresel güç rekabeti açısından da dikkatle değerlendirilmesi gereken bir gelişmedir. Bu meselenin asıl önemi, bir mutabakatın kabul edilmesinden ibaret değildir. Asıl mesele, Doğu Akdeniz’in geleceğini kimin şekillendireceği, bölgesel aktörlerin hangi ittifaklar etrafında konumlanacağı ve Türkiye’nin kendi deniz yetki alanları ile stratejik çıkarlarını hangi diplomatik ve hukuki araçlarla koruyacağıdır.

Ancak burada bilimsel bir ayrımı baştan yapmak gerekir: Libya Temsilciler Meclisinin tutumundaki değişiklik, Türkiye açısından önemli bir diplomatik fırsat oluşturabilir; fakat bunun bütün Libya kurumlarının aynı görüşte olduğu, mutabakatın tüm hukuki tartışmalarının sona erdiği veya Doğu Akdeniz’deki güç mücadelesinin Türkiye lehine kesin biçimde sonuçlandığı anlamına geldiği söylenemez. Gelişmenin gerçek değeri, hukuki kapsamı ve uygulamadaki sonuçlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.

  1. Altı yıl sonra gelen karar: Libya’nın doğusundan yükselen stratejik mesaj

20 Ekim 2026 • Doğu Akdeniz • Türkiye-Libya ilişkileri

Libya Temsilciler Meclisi, 20 Ekim 2026 tarihinde Türkiye ile 27 Kasım 2019’da imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılması mutabakatını oy birliğiyle kabul etti. Aynı zamanda 2020 yılında mutabakatı reddeden ve Türkiye ile siyasi ilişkilerin kesilmesini öngören kararlarını da yürürlükten kaldırdı.

2019 yılında Türkiye, Libya’nın o dönemde Birleşmiş Milletler tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti ile deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat imzaladı. Ancak Libya’nın doğusundaki siyasi ve askerî çevreler bu anlaşmaya karşı çıktı. Ankara ile Trablus arasındaki yakınlaşma, Libya’daki iç savaşın tarafları arasındaki ayrışmanın da bir parçası hâline geldi.

Şimdi ise geçmişte bu mutabakata karşı çıkan doğudaki Temsilciler Meclisinin tutumunu değiştirmesi, Libya’nın farklı siyasi merkezleri açısından Türkiye ile ilişkilerin yeniden değerlendirilmekte olduğunu gösteriyor. Nitekim gelişmenin ardından Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Trablus’taki hükümetin başbakanı Abdülhamid Dibeybe ve doğudaki askerî yapının komutan yardımcısı Saddam Hafter ile ayrı ayrı görüştü.

Burada dikkat çekici olan, Türkiye’nin daha önce kendisine mesafeli duran bir siyasi merkezle de ilişkilerini geliştirebilme imkânı kazanmasıdır. Türkiye açısından asıl stratejik kazanım, Libya’da yalnızca bir siyasi aktörle ilişki kurmak değil, ülkenin doğusu ile batısı arasındaki ayrışmayı aşabilecek daha geniş bir diplomatik zeminin oluşmasıdır.

  1. Türkiye açısından neden bu kadar önemli?

 

Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikası, yalnızca denizden çıkarılabilecek doğal gaz veya petrol kaynaklarıyla açıklanamaz. Konunun üç temel boyutu vardır: deniz yetki alanları, bölgesel güç dengeleri ve Türkiye’nin dış politika hareket alanı.

  1. Deniz yetki alanları ve jeopolitik konum

Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında imzalanan mutabakat, iki ülkenin Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge iddialarının sınırlandırılmasına ilişkindir. Anlaşma, Birleşmiş Milletler Antlaşmalar Koleksiyonu’na kaydedilmiş ve 8 Aralık 2019’da yürürlüğe girmiştir.

Burada kavramları doğru kullanmak önemlidir:

  • Kıta sahanlığı, kıyı devletinin deniz tabanı ve toprak altındaki doğal kaynaklar üzerindeki haklarıyla ilgilidir.
  • Münhasır ekonomik bölge, ilgili deniz alanındaki doğal kaynakların araştırılması, işletilmesi ve belirli ekonomik faaliyetler konusunda kıyı devletine haklar tanır.
  • Bu alanlar, devletin denizin tamamı üzerinde sınırsız egemenlik kurduğu anlamına gelmez.

Mutabakatın Türkiye bakımından önemi, Anadolu kıyılarının karşısındaki ada ve deniz alanları nedeniyle ortaya çıkan sınırlandırma uyuşmazlıklarında Türkiye’nin kendi hukuki tezini Libya ile ortak bir zemine taşımasıdır. Ankara, deniz sınırlarının belirlenmesinde ana kara kıyılarının uzunluğunun ve coğrafi konumunun dikkate alınmasını, adalara her durumda ana karayla aynı ölçüde etki verilmemesini savunmaktadır. Yunanistan ise özellikle Girit gibi adaların deniz yetki alanlarının yeterince gözetilmediğini ileri sürmektedir.  Bu nedenle Libya’nın kararını, Türkiye’nin bütün deniz yetki alanlarının uluslararası düzeyde kesinleşmesi şeklinde okumak doğru değildir. Fakat Türkiye’nin hukuki ve diplomatik tezini destekleyen önemli bir siyasi gelişme olarak değerlendirmek mümkündür.

  1. Mavi Vatan’ın diplomatik boyutu

Mavi Vatan yaklaşımı, Türkiye’nin çevresindeki denizlerde hak ve çıkarlarını korumaya yönelik stratejik bakışın önemli bir parçasıdır. Bununla birlikte, deniz yetki alanlarına ilişkin iddiaların kalıcı sonuç vermesi yalnızca askerî güçle mümkün değildir. Deniz hukuku, diplomatik müzakereler, enerji anlaşmaları, uluslararası hukuk ve bölgesel iş birliği birlikte yürütülmelidir. Libya Temsilciler Meclisinin kararının önemi de burada ortaya çıkar: Türkiye’nin 2019’da Trablus yönetimiyle kurduğu hukuki ve siyasi zeminin, altı yıl sonra Libya’nın doğusundaki önemli bir siyasi kurum tarafından da kabul edilmesi, bu zeminin Libya iç siyasetindeki karşılığını genişletmektedir. Başka bir ifadeyle, Türkiye’nin deniz politikası artık yalnızca iki hükümet arasında yapılmış bir anlaşmanın savunulması meselesi değil, Libya’daki daha geniş siyasi uzlaşmanın da konusu hâline gelmektedir.

  1. Türkiye’nin pazarlık gücü

Uluslararası siyasette bir ülkenin gücü, yalnızca sahip olduğu askerî kapasiteyle değil, karşı tarafın kendisiyle anlaşma yapma ihtiyacı duymasıyla da ölçülür. Libya’nın doğusundaki siyasi çevrelerin Türkiye ile ilişkileri yeniden geliştirmesi, Ankara’nın Trablus ile sınırlı olmayan bir diplomatik ilişki kurma fırsatını artırabilir.

Bu durum Türkiye’ye şu alanlarda yeni imkânlar sağlayabilir:

  • Libya’nın siyasi geleceğine ilişkin görüşmelerde daha kapsayıcı bir diplomatik konum.
  • Deniz yetki alanları ve enerji kaynakları konusunda daha geniş bir istişare zemini.
  • İnşaat, altyapı, ulaştırma ve ticaret ilişkilerinin geliştirilmesi.
  • Akdeniz’deki güvenlik ve savunma iş birliğinin çeşitlendirilmesi.

Ancak bu kazanımların gerçek ekonomik ve siyasi sonuçlara dönüşmesi, anlaşmanın uygulanmasına, Libya’daki istikrara ve tarafların uzun vadeli iradesine bağlıdır.

  1. Doğu Akdeniz’de güç dengeleri: Kim ne kazanıyor, kim neden rahatsız oluyor?

Doğu Akdeniz, kıyı devletlerinin deniz yetki alanları, hidrokarbon kaynakları, limanlar, enerji nakil güzergâhları ve askerî erişim bakımından birbirine bağlandığı stratejik bir alandır.

Türkiye: Deniz yetki alanları ve stratejik hareket alanı

Türkiye, Libya ile yaptığı mutabakatın kabul edilmesiyle Doğu Akdeniz’deki tezlerini daha geniş bir Libya siyasi tabanına taşıma imkânı elde ediyor. Bu gelişme, Ankara’nın bölgesel diplomasi ve deniz güvenliği politikasını destekleyebilir

Yunanistan: Ada etkisi ve deniz sınırlandırması

Atina, mutabakatın Girit başta olmak üzere Yunan adalarının deniz yetki alanlarını ihlal ettiğini savunuyor. Yunanistan’ın 20 Ekim 2026 tarihli itirazı, anlaşmanın Libya tarafından kabul edilmesinin bu uyuşmazlığı sona erdirmediğini gösteriyor.

Kıbrıs meselesi: Deniz alanları ve bölgesel ittifaklar

Kıbrıs çevresindeki deniz yetki alanları, Türkiye-Yunanistan rekabeti ve enerji iş birliği tartışmalarının kesiştiği alanlardan biridir. Türkiye-Libya mutabakatı bu daha geniş anlaşmazlıkların da bir parçası olarak görülüyor.

Mısır: Bölgesel nüfuz ve enerji dengesi

Mısır, Doğu Akdeniz’deki enerji ve deniz sınırlandırması tartışmalarında Türkiye ile zaman zaman farklı pozisyonlarda bulunuyor. Türkiye-Libya mutabakatı, Kahire’nin bölgesel hesaplarını etkileyebilecek gelişmelerden biridir; ancak Mısır’ın bundan sonraki tutumu ayrıca değerlendirilmelidir. Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği, mutabakata ilişkin ciddi itirazlarını sürdürmektedir. Dolayısıyla Libya Temsilciler Meclisinin kararı, bölgesel ihtilafı bitirmekten ziyade yeni bir diplomatik mücadele safhası başlatabilir.  Buradaki temel jeopolitik gerçek şudur: Bir anlaşmanın taraflarından birinin siyasi desteğinin genişlemesi, o anlaşmaya karşı çıkan devletlerin stratejik kaygılarını ortadan kaldırmaz. Aksine, bu devletlerin diplomatik, hukuki ve ekonomik araçlarını daha yoğun kullanmalarına yol açabilir.

  1. Libya’nın doğusu neden fikir değiştirdi?

Bu soruya yalnızca Türkiye’nin diplomatik başarısı üzerinden cevap vermek eksik olur. Uluslararası ilişkilerde devletler ve siyasi aktörler, çoğu zaman geçmişteki söylemlerinden ziyade değişen çıkarlarına göre hareket ederler.

Libya Temsilciler Meclisinin kararını etkileyebilecek birkaç faktör bulunmaktadır.

Birincisi, Libya’nın kendi ulusal çıkarlarıdır. Libya’nın Akdeniz’deki doğal kaynakları, deniz yetki alanları ve uluslararası ortaklıkları konusunda daha güçlü bir konum elde etme arzusu, Türkiye ile iş birliğini yeniden değerlendirmesine yol açmış olabilir. Libyalı milletvekilleri de anlaşmanın ülkenin ekonomik, siyasi ve güvenlik alanlarındaki çıkarlarına katkı sağlayabileceğini ifade etti.

İkincisi, Libya’daki siyasi güç dengelerinin değişmesidir. Türkiye’nin son dönemde Libya’nın hem batısındaki yönetimle hem de doğudaki aktörlerle ilişki kurması, Ankara’yı daha geniş bir müzakere zemininin parçası hâline getiriyor.

Üçüncüsü, ekonomik ve güvenlik beklentileridir. Libya’nın yeniden imarı, altyapı yatırımları, enerji projeleri ve güvenlik iş birliği, farklı siyasi merkezlerin ortak çıkar geliştirebileceği alanlardır.

Dördüncüsü, uluslararası siyasetteki belirsizliklerdir. Bölgesel aktörler, tek bir dış güce veya ittifaka bağımlı kalmak yerine farklı ülkelerle ilişki kurarak hareket alanlarını genişletmeye çalışabilir.

Bunlar kararın arka planını açıklayabilecek makul faktörlerdir; ancak her birinin karar üzerindeki ağırlığını kesin biçimde belirlemek için doğrudan siyasi açıklamalar, müzakere kayıtları ve güvenilir saha araştırmaları gerekir.

Burada özellikle dikkat çekici bir husus var: Türkiye’nin geçmişte kendisine mesafeli duran aktörlerle diyalog kurabilmesi, dış politikada ideolojik yakınlıktan ziyade karşılıklı çıkarları esas alan daha esnek bir yaklaşımın sonuç verebileceğini gösteriyor.

  1. Küresel boyut: Doğu Akdeniz yalnızca bölgesel bir mesele değildir

Doğu Akdeniz’deki rekabeti yalnızca Ankara, Atina, Kahire ve Trablus arasındaki ilişkiler üzerinden okumak, küresel boyutu gözden kaçırmak olur.

Bölge; Avrupa’nın enerji güvenliği, NATO’nun güney kanadı, Kuzey Afrika’nın istikrarı, deniz ticareti ve büyük güçlerin bölgesel nüfuz arayışlarıyla doğrudan bağlantılıdır.

Avrupa Birliği ve enerji güvenliği

Avrupa Birliği açısından Doğu Akdeniz, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve güney komşuluk alanının istikrarı bakımından önemlidir. Ancak AB’nin tek bir dış politika aktörü gibi hareket ettiği düşünülmemelidir: Üye devletlerin ulusal çıkarları, enerji tercihleri ve Türkiye ile ilişkileri farklılaşabilir. Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin itirazları, AB düzeyindeki tartışmaları da etkiliyor. Bu nedenle Libya kararının ardından Türkiye ile Avrupa arasındaki deniz hukuku ve enerji diplomasisi tartışmalarının yoğunlaşması mümkündür.

ABD ve NATO

ABD açısından Türkiye, NATO’nun önemli bir askerî aktörüdür. Doğu Akdeniz’de istikrar, ittifak içi ilişkiler, deniz güvenliği ve bölgesel çatışmaların kontrol altında tutulması Washington’ın çıkarlarıyla bağlantılıdır. Bununla birlikte, ABD’nin Türkiye-Libya mutabakatına ilişkin yaklaşımını yalnızca Türkiye’nin lehine veya aleyhine tek boyutlu bir çizgiye indirgemek doğru olmaz. Washington’ın değerlendirmeleri, NATO içi dengelerden enerji güvenliğine ve bölgesel istikrara kadar birden fazla faktöre bağlıdır.

Rusya ve diğer dış aktörler

Libya, 2011’de Muammer Kaddafi yönetiminin devrilmesinden sonra farklı siyasi ve askerî aktörlerin rekabet ettiği bir alan hâline geldi. Bu durum dış aktörlere Libya’da nüfuz kurma fırsatları sağladı.

Türkiye’nin Libya’nın hem doğusu hem batısıyla ilişkilerini geliştirmesi, Ankara’nın ülke içindeki siyasi erişimini artırabilir. Ancak bunun diğer güçlerin Libya’daki etkisini otomatik olarak sona erdireceği söylenemez. Buradan çıkarılacak sonuç şudur: Libya’daki siyasi uzlaşma, yalnızca Libya’nın geleceğini değil, Kuzey Afrika ile Doğu Akdeniz arasındaki güç ilişkilerini de etkileyebilecek bir gelişmedir.

  1. Uluslararası hukuk açısından mutabakatın sınırları

Bu başlık, meselenin en dikkatli ele alınması gereken bölümüdür.

Bir anlaşmanın imzalanması, yürürlüğe girmesi, taraflardan birinin parlamentosunca onaylanması ve üçüncü devletlere karşı ileri sürülebilirliği birbirinden farklı hukuki meselelerdir. Birleşmiş Milletler kayıtlarında 2019 mutabakatının yer alması, anlaşmanın kaydedilmiş olduğunu ve resmî metninin erişilebilir bulunduğunu gösterir. Ancak BM’ye kayıt, anlaşmanın bütün hükümlerinin hukuka uygunluğuna ilişkin bir mahkeme kararı değildir.

Aynı şekilde Libya Temsilciler Meclisinin 2026’da aldığı karar, Libya’nın iç siyasi ve hukuki düzleminde önemli bir gelişmedir. Bunun uluslararası uyuşmazlıkları tek başına çözdüğü sonucuna varılamaz. Deniz hukukunda temel sorunlardan biri, karşılıklı veya bitişik kıyılara sahip devletlerin deniz yetki alanlarının nasıl sınırlandırılacağıdır. Özellikle adaların sınırlandırma üzerindeki etkisi, uluslararası hukukta somut coğrafi koşullara göre değerlendirilir.

Türkiye ile Yunanistan’ın bu konudaki hukuki tezleri farklıdır. Bu nedenle kalıcı bir çözüm, tarafların pozisyonlarının diplomasi, müzakere veya uygun hukuki çözüm mekanizmaları aracılığıyla ele alınmasını gerektirir. Türkiye açısından en güçlü yaklaşım, anlaşmanın siyasi önemini vurgularken hukuki argümanlarını da sağlam delillerle desteklemek; bölgesel ortaklıklarını uluslararası hukuk ve karşılıklı çıkarlar temelinde genişletmektir.

  1. Türkiye’nin önünde şimdi hangi fırsatlar ve riskler var?

Fırsat: Libya’nın doğusu ile batısı arasında diplomatik köprü

Türkiye, farklı siyasi merkezlerle ilişki kurarak Libya’daki uzlaşma süreçlerinde daha etkili bir rol oynayabilir.

Fırsat: Enerji, ticaret ve yeniden imar

Deniz kaynakları, altyapı, limanlar, ulaştırma ve ticaret alanlarında yeni iş birliği imkânları doğabilir. Bunların gerçekleşmesi için somut anlaşmalar ve istikrarlı bir siyasi ortam gerekir.

Risk: Yunanistan ve AB ile hukuki-diplomatik gerilim

Mutabakata yönelik itirazlar, yeni diplomatik girişimlere ve deniz yetki alanları konusunda daha sert söylemlere yol açabilir.

Risk: Libya’daki siyasi kırılganlık

Libya’daki siyasi bölünme ve güvenlik sorunları sürerse, diplomatik kararların ekonomik ve hukuki sonuçlara dönüşmesi gecikebilir.

Türkiye’nin önceliği, bu fırsatı yalnızca sembolik bir diplomatik başarı olarak bırakmamak olmalıdır. Ankara’nın Libya’nın farklı kesimleriyle sürdürülebilir ilişkiler kurması, ortak ekonomik projeler geliştirmesi, deniz yetki alanları konusundaki hukuki tezlerini güçlendirmesi ve bölgesel gerilimleri yönetebilecek kanalları açık tutması gerekir. Burada önemli olan, kazanımı kısa vadeli siyasi söylemlerle büyütmek değil, uzun vadeli devlet politikası hâline getirmektir.

  1. Doğu Akdeniz’de değişmeyen şey, dengelerin değişebilir olmasıdır

Libya Temsilciler Meclisinin altı yıl önce reddettiği mutabakatı bugün oy birliğiyle kabul etmesi, uluslararası siyasetin değişmez dostluklar ve değişmez düşmanlıklar üzerine kurulmadığını bir kez daha gösteriyor. Dün karşı çıkılan bir anlaşma, bugün değişen çıkarlar, yeni siyasi hesaplar ve farklı bölgesel beklentiler nedeniyle yeniden kabul görebiliyor. Bu durum, Türkiye’nin Libya politikasında diplomatik kanalları açık tutmasının ve farklı siyasi aktörlerle temas kurmasının önemini ortaya koyuyor.

Ancak gerçek stratejik başarı, yalnızca bir kararın alınmasıyla ölçülmez. Başarı; bu kararın kalıcı iş birliğine, hukuki güvenceye, ekonomik kazanıma ve bölgesel istikrara dönüşmesiyle ölçülür. Türkiye’nin önünde şimdi önemli bir imkân bulunuyor: Libya’nın doğusu ile batısı arasında uzlaşmayı destekleyen, Doğu Akdeniz’de kendi hak ve çıkarlarını kararlılıkla savunan, fakat bunu diplomasi ve uluslararası hukukla birlikte yürüten bir strateji geliştirmek.

Çünkü denizlerdeki sınırlar yalnızca haritalarda çizilmez; hukukta, diplomaside, ekonomik ilişkilerde ve siyasi iradede de şekillenir. Doğu Akdeniz’de kalıcı güç, yalnızca denizde varlık göstermekten değil, o denizde haklarını savunabilecek hukuki zemini ve ortaklıkları sürdürülebilir hâle getirmekten doğar. Libya’dan gelen bu karar, Türkiye için böyle bir fırsat penceresi açıyor. Bu pencerenin kalıcı bir stratejik kazanıma dönüşüp dönüşmeyeceğini ise bundan sonra atılacak adımlar belirleyecek.